|
Süngerciliğin tarihine şöyle bir göz atıldığında Halikarnas Balıkçısı'nın Deniz Gurbetçileri Kitabı'nın başında ünlü tarihçi Oppianus'un şu sözleri günümüzden 1700 yıl evvel Güney Ege de sünger avcılarının var olduğunu gösteriyor. Milattan sonra III. yüzyılda yaşamış ünlü tarihçi Oppianus ''Hiçbir Çile sünger avcılarınınkinden daha korkunç hiçbir çaba onlarınkinden daha zor değildir." Bodrum denizciliginin temelinde var olan sünger avcilari ''Sığ Su Makinaları'' ve ''Mancornalar'' diye iki sınıfa ayrılır. Sığ su makinalarının daldıkları maksimum derinlik 40 metre ve genellikle erişte avcılarıdır. Mancornalar genç dalgıçlardan oluşur. Minimum daldıkları derinlik 40 metre olup, 40-45 metre derinliğe ''göbek suyu'' derler. Yüzyıllardan bu yana en büyük zaiatı verenler Mancornalar'dır. Bodrum ve çevresinde sayısız süngerci yetişmiş, güç koşullar ve sünger avcılığının getirdiği risk Ege ve Akdeniz sahillerinde bir çok isimsiz mezar burakılmasına neden olmuştur 1960 lı yıllara kadar standart başlıklı dalış elbisesi ile (yörede forma dalgıçlığı olarak bilinir) dalış yapan sünger avcıları, 60 lı yıllarda bölgeye giden sayın Tosun Sezen ve Baskın Sokullu'yla regülatörüle tanışmışlardır
BİR ANI
-Baş fora! Demir vira!...
-Rastgele...
Sabaha karşı süngerciler, işe çıkıyorlardı Gökova'da.
Güneş Çıkın dağının ardından yükselmeye başlamıştı ki, Akbük açıklarında kaptanın sesi gürlüyordu adeta;
-Dalgıç hazırlan!… Metre 60… Dip zamanı birinci yoklama 10 dakika, ikinci yoklama 12 dakika... ikinci yoklamada mutlaka ''leva'' diyeceksin.. Aksi takdirde Aksona zamanın üzerine koyar ...
-Tamam kaptan...
-Haydi Bismillah… Funda!...
HERŞEY NORMAL
Dalgıç Hasan indikçe iniyordu derine. Üç, beş, yirmibir, otuzaltı, kırküç. altmış... Teknedekiler çıt çıkrmdan denize dikmişlerdi gözlerini. Yine kaptanın sesi yırttı bu sesizliği;
-.Hortuma dikkat et Ersin... Dalgıcın Yvurduğu işareleri aynen bildir.,..
-Başüstüne kaptan..
10 dakika geçmiş, Dalgıç Hasan suyun 60 metre derinliğinden kestiği süngerleri, apoş tabir edilen filesine dolduruyordu. Hortumu kontrol eden Ersin, kaptanın ''Birinci yoklama zamanı geldi. Yokla...'' komutuyla, hortumu üç defa kendine doğru çekti. Aşağıdan cevap olarak tek vuruş geliyor, yani dalgıç ''herşey normal, bırakın beni..'' diyordu.
İkinci yoklama Zamanı olan 12 nci dakikada tekrarlanan komuta, hortum kontrolündeki Ersin'in cevabı ''Ieva'', Yanii dalgıç diliyle ''geliyor'' oluyordu. Bunun üzerine Kaptan, peşpeşe sıralıyordu talimatları;
-Haydi.. Bir kişi başüstüne fırlasın... Aksona iskandili 6 metreye funda... Dalgıç yapıştı mı Metin? Oyleyse tamam, apoşu vira...
AKSONA CETVELİ
60 metreden yukarı tırmanan Dalgıç Hasan, vurgun yememek için suyun yüzüne 6 metre kaldığında 10 dakika, 3 metre kaldığında ise 15 dakika bekleyip çıkıyor. Vine dalgıç diliyle ''aksona'' yapıyor, denizin derinliklerinde a1dığı azotu, dinlenmek suretiyle vücuttan atarak, vurgun yeme tehlikesini ortadan kaldırıyordu yani. Gökova'nın cömert bir günüydü. Verdikçe veriyordu süngeri dalgıçlara. Teknedeki radarın gösterdiği 60 metre derindeki kayanın üstü de süngerle kaplıydı sanki. Hey maaşallah, sudan çıkan dalgıç Mehmet, Mustafa, Hasan, Ramazan, Metin ve Ali, süngerle tıkabasa dolu apoşları güçlükle alıyorlardı tekneye.
Hayatlarını denizin derinliğinde binbir tehlikeye göğüs. gerek kazanmaya çalışan bu insanlar, 6 aydır hasrettiler evlerine. Karaya bile çıktıkları yoktu haftalarca. Teknede yiyor, içiyor, çalışıyor, yatıyorlardı hepsi. Olümle burun buruna yaşamalarına rağmen, hepsinin yüzü gülüyor, denizadamının efendiliği, çelebiliği ve zerafeti, hepsinin ortak yönü olarak dikkati çekiyordu.
DENİZ ŞARKISI GEREK
Aksona adlı teknenin sevimli kaptanı Mehmet Baş, 17 yıllık dalgıçtı. Üstelik şairdi de.. Sohbetimizde dertlerini dile getirirken, bir yandan da yazdığı şiirleri okuyordu duyarak. Kaptan Baş şöyle diyordu :
-Denize aşığım ağabey. Varım yoğum deniz!er benim. Neye üzülüyorum biliyor musun? İnsanı coşturacak deniz şiirleri ve şarkıları, balıkçı ve süngerci türküleri pek yok bizde. Yabancı denizcilere imreniyorum. Ne diyor İtalyan denizci sevgilisine... ‘Teknemin halatlarını altından yapacağım ve bu altın halatları bağlıyacağım kalbine..’ Biz daha güzellerini yazarız bu şiirlerin, daha güzellerini söyleriz şarkıların. Yeter ki, işlesin deniz sevgisi yüreğimize.'
Engin bir deniz ve meslek sevgisi taşıyan kaptan ve dalgıç Mehmet Baş, süngerciliğln geleceğinden hayli endişeli. ''Mesleğimiz ilerleyeceğine giderek geriliyor'' diyerek, şunlan söylüyor ;
-Sünger teknelerinin sayıları gün geçtikçe azalıyor. Bugün 35 tekne ya var ya yok... Dalgıç sayısı da 250-300' ü geçmez. Evvelden daha çok tekne ve dalgıç çalışırdı süngerde. Şimdi riskine ve malzerne yokluğuna kimse katlanmak istemiyor. Halbuki suyun dibi hazine ağabey. Sünger yatıyor derinlerde. Bunları zamanında toplamazsak, çürüyüp eriyorlar. Yazık değil mi milli servete? Bir dalgıcın bu sezonda, milli ekonomiye katkısı enaz 5000 dolardır. Oysa, devletimizin dalgıçlarımıza hiç katkısı olmuyor. Malzeme pahalı ve bulunmuyor .Yüzer hortum bizde yapılmıyor. Elbise yok! Tanesi 60 bin Lira elbisenin. Palet yok, gözlük yok! Yerlilerden randıman almak mümkün değil. Su Ürünleri Genel Müdürlüğü bunları ithal edip bize verse minnettar kalırız...
300 KiLO SÜNGER
Bir yandan sohbeti koyulaştırırken, bir yandan da Dalgıç Ali'nin zeytinyağı ile yaptığı Orfoz buğulamayı, suda ıslattığımız peksimetlerle yiyorduk. Süngercinin balığıda, bir başka lezzetli oluyordu hani. Akşam karanlığı iyice çökmeye başlamıştı Gökova'ya. Kaptan Mehmet Baş şöyle noktaladı sözlerini;
-Şikayetlerimiz var ama, Allah yine de devletimize, milletimize zeval vermesin. Çok şükür, bu sezon 300 kilo sünger topladık. Geçen yıl 50 dolardı, verdiğmiz süngerlerin kilosunu, bu yıl 60 dolara verebilirsek, öpüp başımıza koyalım. Bu fiyatı tutturabilirsek, üç milyondan fazla para kazanacağız demektir ki, Allah binbir bereket versin, bu iyi paradır...
|